Ana sayfan Yap   Favorilerine Ekle   E-Posta   Tavsiye Et   İletişim 
Bugün : 23 Kasım 2017   
 
 
 

Ana Sayfa

Haberler

Forum

F.Galeri

Üyeler

Sms

Z.Defteri

Video

Mp3

Canlı Y.yurt

Linkler

Radyo

YesTube
 
Forumdaki Son Cevaplar : SİTEMİZİN ALAN PARASINI YATIRARAK SİTEMİ..(MalatyaHaber) SAİME ÖZGÜR VEFAT ETTİ..(Yesilyurt) HASAN HÜSEYİN ÖZTÜFEKÇİ VEFAT ETTİ..(onbasioglu) İBRAHİM GÜRER VEFAT ETTİ..(Yesilyurt) HAYRETTİN KELEŞ VEFAT ETTİ..(Yesilyurt) İFAGAT KORKMAZ VEFAT ETTİ..(onbasioglu) VAHAP ÖNAL VEFAT ETTİ..(onbasioglu) HASAN GÜRER VEFAT ETTİ..(Yesilyurt) AYDINLATMA LAMBALARI..(onbasioglu) AHMET BAYRAM İNCİ VEFAT ETTİ..(onbasioglu)
Dalbastı Kirazı Ne Mutlu Türküm Diyene !
Kullanıcı Adı : Şifre : Güvenlik :168340 Hatırla :

  Yesilyurtunsesi.com (Yeşilyurt / MALATYA) Forum || Genel Kültür || İnsan
   Türklerde ve İslamda Kadın -->Bu Konuyu Şu Anda(1) Kişi Okuyor

| Word belgesi olarak kaydet

Üye
karne
[Üstad Üye]

Üye Durumu
Üyelik Bilgileri Mesaj sayısı : 788
Giriş sayısı : 0
Konu puanı : 0  Toplam P : 72
Konuya Puan ver
Üye bilgileri

Olgunluk                     
0%
Aktiflik
0%
Verimlilik
39%
Kan Grubu :
Bu konu 05.12.2008 20:54:19 tarihinde, karne tarafindan açildi.

Resimler Sadece üyeler içindir!

Eski Türk boylarında kadın özgür ve eşit bir toplumsal konuma sahipti.

Ziya Gökalp’e göre eski Türkler “hem demokrat, hem de feminist” idiler.

Türklerde feminizmin birinci nedeni, toplumda var olan demokrasi, ikinci nedeni ise Türklerin o zamanki dini olan şamanizmin, kadındaki “kutsal” güce dayanmasıydı.

Hukuksal açıdan kadın ve erkek tamamen eşitti.

Erkeğin yanlızca bir tane “zevce”si, yani karısı olabilirdi.

Kadınlar doğrudan doğruya hükümdar, kale muhafızı, vali ve elçi olabilirlerdi.

Kızlar, kendileriyle evlenmek isteyen erkeklerle bir çeşit düello yapıyor ve kendilerini yenemeyen erkeklerle evlenmiyorlardı.

Resimler Sadece üyeler içindir!

Ev, karı ile kocanın ikisine aitti. Çocukların velayeti konusunda baba kadar ana da hak sahibiydi.

Eski Türk topluluklarında, devlet başkanlığı hatun-hakan’ın ortak sorumluluğu ile yürütülürdü. Yasa niteliğindeki emirname’ler, her ikisince imzalanmadan uygulanamazdı.

Kadın devlet yönetiminde, hatta askerlik ve sporda bile etkin rol oynuyordu. Elçi kabulü dahil, bütün önemli törenlerde, hakan ile hatun beraber bulunurlardı. Kadınlar savaşın her aşamasında erkeklerle eşit koşullarda katılırlardı. Hatun bizzat savaş kurulunun üyesiydi.

Tarihte devlet başkanlığı yapmış ilk kadınlar da Türklerdi.

Delhi Türk Devleti’nde Raziye Sultan, Kirman’daki Kutluk Devletinde Türkan Hatun bunun en ünlü örneklerini oluşturuyordu.

Türklerin İslam’ı kabul etmelerinden ve Anadolu’ya yerleşmelerinden sonra bile bu kültürel etkiler, belirli ölçüler içinde, azalarak sürebilmiştir.

Eski Türk kadınlarında örtünme ve erkeklerden kaçma yoktu.

Şerafettin Turan, Arap gezgini İbni Fadlan’ın onuncu yüzyıldaki Türk kadınının yabancı erkeklerden bile kaçmadığını ve bedeninin hiçbir yerini saklamadığını görerek, hayretler içinde kaldığını aktarıyor.

Aynı kaynağa dayanarak, Bulgar Türklerinde kadınlarla erkeklerin birarada nehirde yıkandıklarından söz ediyor.

Türklerin İslam dinini kabul etmelerinden sonra da “kadın”a Arap ve İranlılardan farklı yaklaşımlarını sürdürmüş, geçmiş birikim dolayısıyla da kültür farkının yansıması olmuştur.

Resimler Sadece üyeler içindir!

İslamın kadına bakış açısını, kadınla ilgili olarak getirdiği kuralları anlayabilmek için, İslam öncesi Arap toplumlarında kadının hangi koşullar içinde yaşadığını ve konumunu bilmekte yarar var.

Kuran’ın “cahiliyye” dönemi olarak adlandırdığı İslam öncesi Arap toplumlarında, kadın Türk toplumlarının tersine, toplumun en aşağılanan öğesini oluşturuyordu.

Bazı hayvanlar, örneğin deve bile kadından daha değerli sayılmaktaydı. Kız çocuklarının ölüme terk edildiği, hatta diri diri gömüldüğü durumlar yaygındı. Kız çocuk doğuran kadınlar cezalandırılıyor kadın mal gibi satılıyordu.

Erkek istediği kadar kadınla evlenebiliyor ve dilediği zaman terk edebiliyordu.

İslam dini Arap kadınını işte bu konumdan aldı ve hiç değilse erkeğin yarısı kadar haklara sahip olduğu bir konuma getirdi.

Bu gelişme, İslam’ı kabul eden Arap kadını için büyük bir ilerleme, ama Türk kadını açısından da aynı ölçüde gerileme anlamı taşımaktadır.

İslam dinini ilk kabul eden Türkler, Karahanlılar ve Hakaniler (926) oldular. 990-1000 yılları arasında da onları Selçuklu Türkleri izlemiştir.

Kadının da bir insan olduğu, Arap toplumunda, ancak İslam dini sayesinde kabul edilmiştir.

İslam dinini kabul ettikten sonra, Türk toplumu da ağır ağır değişmeye başladı. Bu konuda, dinin getirdiği kurallardan çok, İran ve Arap kültürlerinin olumsuz etkileri görüldü.

Eski Türk destanları kadını hep yüceltirken, Türklerin İslam dini kabulünden sonra, 1070 yılında yazılan “Kutadgu Bilig” artık kız çocuğunu değersiz sayıyor, kadınların örtünmemelerini eleştiriyordu.

Resimler Sadece üyeler içindir!   Resimler Sadece üyeler içindir!

Örtünme olayı ancak Fatih döneminden sonra, özellikle Bizans’la ilişki içine girilmesinin etkisiyle başladı.

Çok kadın ile evlenmek, harem oluşturmak gibi uygulamalar daha çok saray ve saray çevresinde yerleşti.

Evlenmede kızın rızası alınması giderek kaybolurken, boşanmak sadece kocanın hakkı olarak görülür oldu.

Mirasta kadının payı azaldı mahkemelerde iki kadının tanıklığı bir erkeğe eşit sayıldı.

Kadın eğitim olanaklarından yoksun bırakıldı, sokağa çıkması sınırlandı hatta bazı durumlarda tamamen yasaklandı.

Türk kadının konumundaki iyileştirmeler Tanzimattan sonra yeniden başladı.

Kız çocuklarının ilk ve orta okullara gitmesine 1858 yılında izin verildi, ebe okulu  ve kız öğretmen okulu açıldı. İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra ilk kız lisesi açıldı.

Atatürk, Türk kadınına çağdaş bir konum kazandırma düşüncesini uygulama çalışmasına başladı ve kadının “vatandaş” sayılmasına bile karşı çıkan milletvekillerinin neredeyse çoğunlukta olduğu bir Meclis’te ve Kurtuluş Savaşı’nın en korkulu günlerinde, Türk kadının en ileri toplumlardaki yasal haklara sahip kılmak için ilk adımları attı.

Resimler Sadece üyeler içindir!

Bu sürecin son aşaması olarak Türk kadını 5 Aralık 1935’te Seçme ve Seçilme Hakkına kavuştuğu zamanlar, demokrasinin beşiği sayılan bazı batı ülkelerinin kadınları henüz bu hakka sahip değildi.

Türk kadının, Atatürkçü bir devrim anlayışı içinde elde ettiği kazanımların önemini  iyi değerlendirebilmek için İran Cumhuriyeti’nin devrimini, İran kadınına layık görülen konumu incelemekte yarar var.

Dünyada yalnız son altı bin yıldır ataerkil düzen görülmektedir. Daha önce tam bir milyon yıl, toplulukları kadınlar yönetmiştir.

 

Bu millet modern olmaya devam edecekse bu, kadınlar sayesinde olacaktır.
Kadınlar özgürlüğünüzü ve ruhunuzu baskılardan kurtarın.
Mustafa Kemal Atatürk


--------------------
İmzaBu üye silinmiştir..
Üyenin forumdaki mesajları kalıcıdır , Ancak sakıncalı olduğu varsayılan mesajları yöneticiler tarafından silinebilir..

 
05.12.2008 20:54:19
                                        

Reklam Botu


Üye
serdarbarak
[Tiryaki Üye]


Üye Durumu
Üyelik Bilgileri Mesaj sayısı : 291
Giriş sayısı : 1564
Toplam P : 30
Üye bilgileri

Olgunluk                     
60%
Aktiflik
31%
Verimlilik
14%
Kan Grubu:
Bu konu 05.12.2008 23:07:34 tarihinde, serdarbarak tarafindan cevaplandi.

Sayın Karne sanırım Ahmet Taner Kışlalı' nın Siyaset Bilimi eserinden alıntı yapmışsınız.

"İslam dini Arap kadınını işte bu konumdan aldı ve hiç değilse erkeğin yarısı kadar haklara sahip olduğu bir konuma getirdi." 

burada suç islamın mı araplarınmı. buna şaşarım hep zaten neden islam deyince herkesin aklına araplar gelir ki.

neden biliyormusunuz biz herşeyde biçimi yaşadığımız için islamında biçimöini yaşıyoz Allah (cc) nin kuranda olmasını istediğimiz gibi olmak zor ya bizde arap yada bvilmem kim gibi oluyoz hani batının çağdaş yaşamını alıyoz ya aynı şey

şöyle günümüze bi bakalım kadın nerede uzağa değil yakına kendi ülkemize kadınlar ne halde bir araba bile satılsa reklam olsun diye üstüne çıplak bi kadın konulur, kadın ne zaman kurtuldu cinsel obje olmaktan, kimin eli kimin cebinde belli değil bu konu ayrı özü şu

Arapların her yaptığını islama mal etmemek lazım. ilave olarak aşağıdaki metin de islamın kadına verdiği önem var

                                                                            EŞİTLİK

  Allah kadınla erkeği eşit yaratmamıştır. Her ikisini de insan olma yönünden, akıl, bilgi, kültür yönünden eşit olsa da, kadın erkekten daha duygusal daha hissidir. Erkek ise daha katı, olaylara daha sert,duygusal yoğunluğu az olan bir açıdan bakar. Bu psikolojik yönden farklılıktır. Biyolojik yönden, erkekte kas daha fazla iken kadında yağ daha fazladır. Bu durum erkeğin kadından üstün olduğunu göstermez.Kadın daha duygusal erkek daha az duygusal, kadın daha çok acır, sevgi hayatında daha önemli bir yer kapsar, erkekte ise  daha az. Erkek daha güçlü-kaslıdır, kadın daha az güçlü ve kaslı... Her iki cinsinde üstün- eksik yönleri vardır. (Akılda, düşüncede ... her iki cinside eşittir ve birbirlerini geçebilirler.)

   Bu durum erkeğin üstünlüğünü veya kadının zayıflığını göstermez. Aksine bu durum her iki cinsin ayrı yaratılış özelliklerinin doğal sonucudur. Bunu kabul etmeli, yaşam tarzımızı buna göre ayarlamalıyız.

       İslam kadın - erkek eşitliğini değil kadın erkek adaletini savunur. Eşitlik adalet demek değildir. Eşitlikte mesela, kadına da erkeğe de 100 kg yükte 50 şer kilo her iki cinse vermek vardır. Adalette daha kaslı olan erkeğe daha fazla daha az kaslı kadına daha az yük vermek vardır. Yaratılış özelliğini kabul bunu gerektirir.    

Not: İnşallah İslamın (arapların değil) kadına verdiği değeri anlatan ayet ve hadislerden de alıntı yaparak bizleri aydınlatırsınız

saygılarımla...


--------------------
İmza B“Ey insan! Nedir seni lütuf sahibi Rabbinden uzaklaştıran?” (İnfitâr 6)/B
05.12.2008 23:07:34
        

Üye
onbasioglu
[Orgeneral]


Üye Durumu
Üyelik Bilgileri Mesaj sayısı : 1712
Giriş sayısı : 4199
Toplam P : 110
Üye bilgileri

Olgunluk                     
85%
Aktiflik
83%
Verimlilik
85%
Kan Grubu:
Bu konu 05.12.2008 23:26:11 tarihinde, onbasioglu tarafindan cevaplandi.

5 Aralık kadınların milletvekili seçme ve seçilme günleri kutlu olsun


        Mutluluğu gönlünde yaşayan ,içindeki bahar çiçekleri hiç solmayan kadınlar. 

        Örf ve törelerin etkisiyle   ”Çoluk çocuk hatırı için.” dertlerini , mutsuzluğunu  içine atan kadınlar.

        İç dünyasında hiç bahar rüzgarı esmeyen kadınlar.

        Mutsuzluğun temel nedenlerinden biri, toplumun paylaşım ve özveri duygularının körelmesidir.Bireysel yaşamın ön plana çıkmasıyla insanlar mutsuz olmaya başlamıştır.

         Kadın vardır, mutludur. Şansından mıdır?  Becerisinden midir? Kimse nedenini  bilemez.Bahar rüzgarları ile doğar, bahar rüzgarları ile yaşar.

          Bir eli yağda, bir eli balda olan, bir dediği iki olmayan kadınlar.    

          Kuşkusuz aynı şeyler erkekler için de geçerlidir. 

          Daha birçok karakter çizilebilir.Mızmızcılar, dedikoducular, kıskançlar, her zaman gönlü yüksekte uçanlar, çalışkanlar, tembeller, işgüzarlar, hükmedenler, çok bilmişler…gibi.  

          Buraya , çoğu kırsal yörelerde hala var olan, kadın tipinin olağan programını, gerçeğine sadık kalarak kısaca çizmeye çalışacağım;

          Sabahları altı sularında kalkış. Büyük ve küçük baş hayvanların temizlik ve bakımlarından sonra,  çevre temizliği (Buna kapı önü süpürme denir.) .İneği sığıra salma. Çeşmeye birkaç kez giderek eve testi veya kovalarla elde su taşıma.Su taşırken, kış mevsiminin beyaz ayazlarında soğuktan kıpkırmızı olan kadın elleri. Sonra ateşe çay, çorba koyarak ev halkına kahvaltı hazırlama. Çocukların üstünü başını giydirme, karınlarını doyurarak onları okula, eşin işi varsa onu  işe, yoksa kahveye veya köy odasına gönderme. Arkasından ortalığı derleyip toplama; bulaşık, çamaşır işleri.  ( Çamaşırlar elde yıkanır.)

          Mevsime göre tarla, bağ, bahçe işleri ; gidilecek arazi, yaya  olarak bazen bir saat gidiş, bir saat geliş sürebilir. Tarlada çapa, bel, ekin işleme, yığın yığma, hasat yapma gibi işler . Sonra eve dönüş. Akşam yemeği telaşı, yine inek, koyun kuzu işleri. Evde devam eden rutin  işler. Arkasından gece, çocukların tek tek yatırılması. Yatak yorgan taşınması, serilmesi, yatakların yapılması. ( Ağır yün yataklar, her biri onar ,on beşer kilo.)

         Bunlarla birlikte geçim sıkıntısı. Ekmek, aş ihtiyacı. Giyecek, yiyecek darlığı.

         Kış hazırlıkları . Un öğütme, ekmek yapma, bulgur yapma, yakacaklar.v.s

         Günde ortalama, on kez köy çeşmesinden eve su taşıma, en yorucu işlerin başında gelir. 

         Bir de ceviz kabuğunu doldurmayan nedenlerden dolayı tekme tokat dayak yeme olağan sayılır.

         Tüm bunları yaşamış, sonunda  tek başına kalmış bir örnekle buluşmamı buraya aktarmak istiyorum;

         Fatma Kadın, ****en yıllık bir ömür geçirmiş, eşi yurt dışında tam otuz yıl işçi olarak çalışmış çoluk çocuk için. Birlikte dayanmışlar hasrete. Ama sonunda başarmışlar, çocukları okutmuşlar. “Şimdi her biri, bir tarafta memur.”  

         Fatma Kadın ,  “ çocukların babasını”   iki yıl önce kaybedince yapayalnız kalmış .

        “ Hani evlatlar, hani torunlar? Yer demir, gök bakır. Gece yarısı uyandım yapayalnız. Bir büyük ağrı yapıştı kafama. Telefon var etmesini bilemem, araba var sürmesini bilemem. Konu komşu ne yapsın? Senin derdinle uğraşacak değiller ya. Dolan dur koca evin içinde tek başına  sabaha kadar.Ölsen kimsenin haberi yok. Yalnızlık yalnızlık. Arkadaş olsun diye televizyonu açıyorum . Programlar büyük bir üzüntü kaynağı. Her zaman acı, her zaman üzüntü.  Televizyonlar, üzüntümüz üstüne efkar katıyor.Yalnızlık çok korkunç. Torunlar gelmez, gelinler gelmez. Evlatlardan umut kesik, canları sağolsun. “

         O kadınlarımız, hastalanmaya bile hakları olmayan, sofraya, kendi kurdukları  sofraya çekinerek oturan ve oradan da ,yarı aç kalkan,  bunlara rağmen yine de mutlu görünen kadınlarımız. Bilmem ,bizleri affedebilecekler mi acaba ?  (c) Hüseyin Seyfi


--------------------
İmza Gülmeyi unuttum gülemiyorum, Türküm ezilmem ezemiyorum, Esire iskence edemiyorum, Dogru yoldan çıkamıyorum, Ülkeme ülküme bağlıyım ben, Verdigim sözden dönemiyorum, Türküm, Türkden başkasını sevemiyorum, Yeminim var allahıma, Ülkemi Satamıyorum..!
05.12.2008 23:26:11
        

[1]
     

Foruma Açılan son 5 konu
Açan
Forum istatistikleri
HASAN HÜSEYİN ÖZTÜFEKÇİ VEFAT ETTİ..
onbasioglu
SAİME ÖZGÜR VEFAT ETTİ..
onbasioglu
İBRAHİM GÜRER VEFAT ETTİ..
onbasioglu
İFAGAT KORKMAZ VEFAT ETTİ..
onbasioglu
HAYRETTİN KELEŞ VEFAT ETTİ..
onbasioglu
Forumdaki 8 Kategoride 44 Forum var, Bu forumlara açılan 4262 Konuya 14047 Cevap yazıldı..
Üye :  Misafir : 1 Toplam : 1 Rekor :
Aktif Üyeler Aktif üye yok..
Genel Sorumlu - Yönetici - Forum Yöneticisi - Editör
Sitede aktif : 1
İyiki Doğdunuz Nice yıllara.. » semih , » sessizgemi25 , » abdullah , 
» Bugün Giriş Yapan Üyeler : 0

Bu Sitedeki Yazı ve Resimler İzinsiz Kullanılamaz Her Hakkı Saklıdır.2004© Copyright Yesilyurt Web Te@m
Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi/kuruma ait olacaktır. yesilyurtunsesi.com sitesinde yayınlanan materyaller kişilere aittir. yesilyurtunsesi.com ile bir ilgisi yoktur. yesilyurtunsesi.com sadece materyallerin yayınlanmasına müsaade eder. Bu Site MSAJANS Sponsorluğu ve YEŞİLYURT BİLGİSAYAR'ın Teknik Desteğiyle Yayınlanmaktadır.
Aspsitem
Bu sayfa: 1,55 saniyede yorumlandı.