Ana sayfan Yap   Favorilerine Ekle   E-Posta   Tavsiye Et   İletişim 
Bugün : 19 Kasım 2017   
 
 
 

Ana Sayfa

Haberler

Forum

F.Galeri

Üyeler

Sms

Z.Defteri

Video

Mp3

Canlı Y.yurt

Linkler

Radyo

YesTube
 
Forumdaki Son Cevaplar : SİTEMİZİN ALAN PARASINI YATIRARAK SİTEMİ..(MalatyaHaber) SAİME ÖZGÜR VEFAT ETTİ..(Yesilyurt) HASAN HÜSEYİN ÖZTÜFEKÇİ VEFAT ETTİ..(onbasioglu) İBRAHİM GÜRER VEFAT ETTİ..(Yesilyurt) HAYRETTİN KELEŞ VEFAT ETTİ..(Yesilyurt) İFAGAT KORKMAZ VEFAT ETTİ..(onbasioglu) VAHAP ÖNAL VEFAT ETTİ..(onbasioglu) HASAN GÜRER VEFAT ETTİ..(Yesilyurt) AYDINLATMA LAMBALARI..(onbasioglu) AHMET BAYRAM İNCİ VEFAT ETTİ..(onbasioglu)
Dalbastı Kirazı Ne Mutlu Türküm Diyene !
Kullanıcı Adı : Şifre : Güvenlik :821416 Hatırla :

  Yesilyurtunsesi.com (Yeşilyurt / MALATYA) Forum || Belgesel & Slayt & Video
   Bir Kurucu Önderin Tarihte Yerini Alması -->Bu Konuyu Şu Anda(1) Kişi Okuyor

| Word belgesi olarak kaydet

Üye
finans
[Çalışkan Üye]

Üye Durumu
Üyelik Bilgileri Mesaj sayısı : 181
Giriş sayısı : 301
Konu puanı : 0  Toplam P : 2
Konuya Puan ver
Üye bilgileri

Olgunluk                     
85%
Aktiflik
6%
Verimlilik
9%
Kan Grubu :
Bu konu 14.11.2010 21:01:58 tarihinde, finans tarafindan açildi.

Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine bağlılık gerekir.
Atatürk

 

Aslında O ölmedi, sadece fiziki varlığını göremiyoruz. Ama biliyoruz ki bir yerlerden bize bakıyor. Harbiye yoklamasındaki gibi O hepimizin içinde. Çok eskiden ilkokul sınıflarımızdaki masklarından olsun, resimlerinden olsun, büst veya heykellerinden olsun, bir yerlerden bize inanamaz, acıma dolu gözlerle bakıyor.

10 Kasım... Büyük komutan, büyük devlet adamı, kurucu, reformcu, cumhuriyetçi, halk adamı, devlet kurucu, Türk milletinin ebedi Ata'sı, sonsuzluklara intikal edeli, 2010 itibariyle 72 yıl oldu.

16 Kasım 1938'de Atatürk'ün naaşı Türk Bayrağının örttüğü bir katafalk üzerinde Dolmabahçe Sarayı'nın büyük tören salonuna konuldu. Etrafında yalın kılıç generaller, silah arkadaşları saygı nöbeti tutuyorlardı. Türk Milleti genciyle, yaşlısıyla Ata'sına son saygı görevini yapmak için Dolmabahçe'ye koştu. Sarayın önünde izdihamlar yaşandı, ezilenler oldu.

Bu duygulu töreni aktaran Anadolu Ajansı haberi, "Daha gün ağarmadan şehir ayakta...
Evinden fırlayan sahile ve Beşiktaş’tan Sarayburnu’na kadar inen yollara doğru koşuşuyor" diye başlıyordu.

Resimler Sadece üyeler içindir!
Necatibey Caddesine inen bir yokuş …


”İşte Büyük Ölünün Ankara'ya nakil merasimi daha başlamadan bedbaht İstanbul sokaklarının kısa bir tablosu...” anlatılan haberde, Dolmabahçe Sarayı'ndaki muhabir ise buradaki ortamı anlatıyor ve cenaze namazını şöyle bildiriyordu: "Ailesinin talebi ile Büyük Ölünün namazı kılınmak suretile hususi merasim yapılıyordu.

19 Kasım 1938 Cumartesi sabahı Dolmabahçe Sarayı tören salonunda, Tekbir Türkçe verilmiş, namazı, İslam Tetkikleri Enstitüsü Direktörü Ordinaryüs Profesör Şerafettin Yaltkaya tarafından kıldırılmıştır." Atatürk'ün naaşı, en yakın silah arkadaşlarından on iki tümgeneral tarafından, eller üstünde, vakur adımlarla taşınarak top arabasına konuluyordu.

Resimler Sadece üyeler içindir!
Ağlaşan İstanbul öğrencileri…


Cenaze Alayı, İstanbul halkının gözyaşları arasında Galata Köprüsünden geçerek Gülhane Parkı'na geldi. Sarayburnu'na getirilen naaş, genç subayların elleri üzerinde, Zafer Torpidosu'na geçirilerek, hazırlanan hususi mevkie yerleştirildi. Buradan Moda açıklarında bekleyen Yavuz Zırhlısı'na nakledilen naaş, İzmit'e doğru yola çıkarıldı.

Mustafa Kemal Atatürk, sağlığında devrimlerini anlatmak, çok sevdiği yurttaşlarının durumunu yakından görmek, onların sorunlarını dinlemek için geçtiği yollardan; gecenin yaslı sessizliğini bozmamaya özen gösterircesine ilerleyen şimendiferin çektiği özel trenle Başkent'e doğru sonsuza dek gidiyordu.

Trende bulunan A.A muhabiri, Bilecik'ten, Eskişehir'den, Polatlı'dan, Etimesgut'tan haberler yazdırıyordu...

“Atatürk'ü hamil bulunan tren İzmit'ten gözyaşları ve hıçkırıklar arasında harekete geçmişti.

Tren meşalelerle aydınlatılmış bütün istasyonlarda birer dakika duruyordu, gözleri yaşlı halk, büyük Ata'sına son vazifesini yapıyordu.”

Tren Eskişehir'e sabahın 3'ünden sonra ulaşıyordu; istasyonda binlerce insan vardı.

Kadın, erkek, genç, ihtiyar herkes, “Atamız gitme, Atamız nereye gidiyorsun” diye inliyor, ellerini onun arkasından uzatarak titriyordu.

Tren bu matemli havanın içinden geçerek, Ata'yı Ankara'ya götürürken; binlerce Türk hala Ankara'ya doğru bakarak hıçkırıyordu.

Etimesgut'ta, şafakla beraber Atatürk'ün naaşını selamlamaya gelen tayyareler gözükmüştü ve geniş kavisler çizerek trenin üzerinde uçmaya başlamışlardı.

Alacakaranlıkta hattın iki tarafına dizilen halk yığınları görünüyordu...

Herkesin boynu büküktü.

Ankara halkı, 20 Kasım sabahı, erken saatlerinden itibaren ebedi şef Atatürk'ün aziz naaşlarını selamlamak için caddelere ve yollara dökülmüştü.

“Onu, daima her dönüşünde en büyük bayram sevinci içinde şevk ve heyecanla karşılayan, bağrına basan Ankara, bu defa fanilerin duyabileceği acıların ve ıstırapların kahredici matemiyle bekliyordu.

Büyükler büyüğünü hamil hususi tren, saat onu on geçe ağır ağır istasyona giriyordu.”

Herkes O’nu selamlıyordu.

Resimler Sadece üyeler içindir!

Hususi tren, istasyona girerken Reisicumhur İsmet İnönü, yanında Meclis Reisi Abdülhalik Renda, Mareşal Fevzi Çakmak, vekiller olduğu halde tabutun bulunduğu vagona doğru ilerliyordu.

Vagondan, yol esnasında tabuta refakat etmiş olan Başvekil Celal Bayar, Orgeneral Fahrettin Altay ve Riyaseti Cumhur erkanı iner inmez, Reisicumhur İsmet İnönü ve vekiller vagona çıkarak Atatürk'ün aziz naaşını selamlıyorlardı. Vagondan indirildikten sonra 12 general tarafından top arabasına konulan naaş, TBMM''ye götürülüyordu.

Atatürk'ün naaşı, 40 erin ve 12 mebusun omuzları üzerinde taşındıktan sonra katafalkın içindeki kaideye konuluyordu. Üzerine al atlas bayrağın örtülmesinden sonra, tazim geçişine başlanıyordu.

Bir sel halinde Büyük Şef'in tabutu önünden akıp giden bu halk safları arasında zaman zaman zaptedilemeyen bir feryat yükselmekte ve hiç kimse gözyaşlarını tutmak kudretini kendinde bulamamakta idi. Atatürk'ün naaşı, 21 Kasım 1938 de geçici istirahatgahı Etnografya Müzesi'ne götürüldü.

Top arabası ağır ağır hareket ettiğinde uzaktan top sesleri yankılanıyordu; Riyaseti Cumhur Bandosu'nun ağır ağır çaldığı Şopen'in matem havası göklere yükseliyordu.

Atatürk'ün tabutu müzeye gelinceye kadar bütün güzergah boyunca birikmiş ve acıdan, ıstıraptan yoğrulmuş olan ve sessizce inleyen halk kütlelerinin arasından geçti. Atatürk'ün naaşı, Anıtkabir'e nakledildiği 10 Kasım 1953 tarihine kadar, geçici kabri Etnografya Müzesi'nde kaldı.

Cenaze töreninin detaylarını ben de çok iyi bilirim, hatta bu konuda başarılı bir ödev de yapmıştım. Ancak Tarih Vakfı ve Milliyet Gazetesi işbirliğiyle 40 hafta süreyle verilen ayrıntıları, özellikle buraya aldım. Nedenini resimlerde görüyor ve aşağıda okuyorsunuz:

 

 

Nebahat Arıca’dan alıntı : "... Aman o zamanlar neler söylediler, efendim, 'Onu toprak bile kabul etmedi, dini kaldırdı da, mermerde yatıyor falan' diye. Halbuki O aşağıda toprağa gömülmüş, zannediyorlar ki, o şeyin, katafalkın içinde yatıyor. İzah edersiniz, anlatmaya çalışırsınız, hiç dinlemezler..."

 

Aynı “toprak bile kabul etmedi” ve “cenaze namazı dahi kılınmadı” safsataları zaman zaman ortaya çıkar. Cenaze namazının detaylarını yukarıda okudunuz. İnatçı inkarcılar için bir kere daha tekrar edelim:

“19 Kasım 1938 Cumartesi sabahı Dolmabahçe Sarayı tören salonunda, Tekbir Türkçe verilmiş, namazı, İslam Tetkikleri Enstitüsü Direktörü Ordinaryüs Profesör Şerafettin Yaltkaya tarafından kıldırılmıştır."

 Resimler Sadece üyeler içindir!
Yüksek Kaldırım bölgesindeki mahşer kalabalığı …

 

Bundan sonra Atatürk'ün naaşı, en yakın silah arkadaşlarından on iki tümgeneral tarafından, eller üstünde, vakur adımlarla taşınarak saraydan çıkartılmış, top arabasına konulmuş ve İstanbul halkının saygılı matemi arasında Saray Burnuna götürülmüştür.

Anıtkabir’in tarihçesini, ben de dahil değişik kalemlerden bu platform başta olmak üzere okudunuz, resimler gördünüz. Aziz naaş, birçok yerden getirilmiş ve karıştırılmış vatan ve vatan sayılan yerlerin topraklarında yatmaktadır, yani sembolik lahitlerin içinde değildir. Safsataların hiçbir gerçeklikleri ve değerleri yoktur. Şimdi gerçekleri okuyalım:

“Atatürk’ün aziz naaş’ı, Mozole’nin zemin katında doğrudan doğruya toprağa kazılmış bir mezarda bulunmaktadır. Mozole’nin birinci katı olan Şeref Holü’ndeki sembolik lahit taşının tam altında bulunan mezar odası Selçuklu ve Osmanlı türbe mimarisi tarzında sekizgen planlı olup, piramidal külahlı tavanı geometrik motifli mozaiklerle süslenmiştir. Zemin ve duvarlar siyah, beyaz, kırmızı, mermerlerle kaplanmıştır. Mezar odasının ortasında kıble yönünde kırmızı mermer sandukanın çevresinde bütün illerden ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Azerbaycan’dan gönderilen toprakların konulduğu pirinç vazolar bulunmaktadır. Atatürk 10 Kasım 1938’de hayata gözlerini yummuştur. Anıtkabir’in inşaatı 1953’de tamamlanmıştır. Bu dönemde Ata’nın Aziz naaş’ı geçici olarak Etnografya Müzesi’nde muhafaza edilmiştir. Muhafaza işlemi için Gülhane Askeri Tıp Fakültesi Profesörleri tarafından “tahnit” işlemine tabi tutulmuştur. Bu işlemle bir çeşit kimyasal sıvı naaş’ın bozulmaması için Ata’nın vücuduna zerk edilmiştir. İşlemin hemen ardından naaş kurşundan bir tabuta konularak gül ağacından yapılmış özel bir tabuta yerleştirilmiştir. Tam 15 yıl sonra, 9 Kasım 1953’de Prof. Dr. Kamile Şevki Mutlu başkanlığındaki bir heyet tarafından tabut açılmış ve naaş’ın hiçbir şekilde bozulmadığı görülmüştür. Atatürk’ün Aziz naaş’ı İslami usullere uygun olarak Anıtkabir’deki bu mezar odasına defnedilmiştir. Mustafa Kemal’in 1926’da İzmir’deki suikast girişiminin ardından “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” sözü vasiyeti olarak kabul edilmiştir. Buna uygun olarak, o dönemin 67 vilayeti ile Selanik’teki Atatürk evi, Kore’deki Türk şehitliği, Kıbrıs ve Süleyman Şah’ın Mezarı’ndan gelen toprakların harmanlandığı mezara konulmuştur. Gerçekte yattığı yer İsmet İnönü’nün de söylediği gibi: “Türk milletinin Onun için aşk ve iftiharla dolu olan kahraman ve vefalı göğsüdür”.

 

Son zamanlarda, eski ama çok yerindeki bir deyimle, çeşitli unvanları taşıyan ama bunları hak etmedikleri, hatta ülkeye ve millete ihanetler içinde oldukları açıkça ortaya dökülen bazı “kerameti kendinden menkul kişiler”, bu ülkenin ve devletinin kurucusu olan ölmüş kişiye, saldırmayı ve kişiliğiyle geride bıraktıklarına utanmazca hakaretler savurmayı kendilerine görev biliyorlar. Hatta daha ileri gidip bunu bir yaşam şekli yaparak çevrelerine dayatıyorlar.

Bu kişiler, Ülkemize ve Cumhuriyetimize iman etmiş ve kurulmasına yardımcı olmuş olan, Ebedi Önderin deyimiyle “Türk Milleti” denen halklara dostlukla bakmayan çevrelere hoş gözükmeye çalışarak, hasbelkader bazı ödüller ve unvanları ele geçirmiş olan şahıslardır. Yani en iyi bildikleri kendilerine ve iplerini tutup kumanda edenlere çalışmaktır.

Bunlara göre daha 1918 sonbaharında Adana’da silah ve cephaneyi işgalcilere teslim etmemeyi salık veren ve daha sonra kullanılacağını söyleyen genç ve vatansever general değil Vahdettin’den 1919 ilkbaharında emir ve bir insan tarafından taşınamaz miktar ve ağırlıkta altın alan “Beton Mustafa” vardır. Bunlara göre 1918 sonbaharında işgal donanması İstanbul Boğazına girerken yaverine “Geldikleri gibi giderler !” diyen kararlı ve planlı bir kurmay subay yoktur. Çanakkale’de İstanbul’u kurtaran, Doğu ve Güneyde yerli ve yabancı insanlara, asker olsunlar sivil olsunlar başarılı idareyi gösteren ve zafer tattıran üstün komutan yoktur. Zaten bunlara göre Türk Milletinin kendi bağrından çıkan bir öz evladının yönetiminde başarılı olma şansı da yoktur.

Resimler Sadece üyeler içindir!
Sevilmediği utanmazca ileri sürülmeye çalışılan önderin cenazesinde
son bir kere görebilmek için camiye tırmananlar…

 

Bu kafa ve bu imansız, itikatsız, korkak düşünce; ne mutlu ki milletin gerçek fertlerinde bulunmuyordu ve sonu Cumhuriyetin ilanı ile Devrimlere kadar giden Milli Mücadele ulus tarafından desteklendi. O ebedi önder, İzmir suikastı sonrası ve bir Cumhuriyet Bayramı öncesinde, sloganlar hazırlanırken demiştir ki : “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”

Bu sözden bir süre sonra, her fani gibi o eşsiz, hatta bizzat düşmanlarının anlatımıyla, bir ülkenin ancak uzun zamanda bir yetiştirebileceği deha, hayata veda etti. Bir zamanlar düşmanı olanlar bile hakkını teslim ediyorlardı:

 

“Savaşta Türkiye'yi kurtaran, Savaştan sonra da Türk Milletini yeniden dirilten Atatürk'ün ölümü, yalnız yurdu için değil, Avrupa için de büyük kayıptır. Her sınıf halkın O'nun ardından döktükleri içten gözyaşları bu büyük kahraman ve modern Türkiye'nin Ata'sına değer bir görünümden başka bir şey değildir.

Sir Winston CHURCHILL, İngiltere Başbakanlarından ve I. Dünya Savaşında Donanma Bakanı, Çanakkale’de O’nun ve ülkenin düşmanı”

 

Eski düşmanı ülkelerin basını (mesela İngiltere) onu ihtiyacı olmamasına rağmen, yabancı gözlerde yüceltiyordu:

 

“O, Türkiye’nin önceki kuşaklarından hiçbirine nasip olmayan özgürlük ve güven dolu bir hayat sağladı. Başarıları, Türkiye'nin Avrupa devleti olmasını sağladı, yakın doğunun
tarihini değiştirdi.
Times Gazetesi, İngiltere “

Resimler Sadece üyeler içindir!  

Bizde ise bazı kişiler ancak ölümünden sonra cesaret edebildikleri şekilde yermeye soyunuyorlardı. Ne yazık ki bunların arasına zamanında değer verilmiş, sonradan kişisel düşüncelerle yollarını ayırmış, hatta muhalefeti cana kıymaya vardırmak istemiş kişiler de karışmıştı. Halbuki kendisini sağlığında tanıyabilmiş kişiler, bilhassa yabancılar, değerini anlamışlar; şahsen tanıyamamış kişiler de bilgi almaya çalışıyorlardı.

 

“Asker-devlet adamı, çağımızın en büyük liderlerinden biri idi. Kendisi, Türkiye'nin, dünyanın en ileri memleketleri arasında hak ettiği yeri almasını sağlamıştır. Keza O, Türklere, bir milletin büyüklüğünün temel taşını teşkil eden, kendine güvenme ve dayanma duygusunu vermiştir.”
General Douglas Mc ARTHUR, 2.Dünya Harbinde ABD Genel Kurmay Başkanı ve Pasifik Cephesi Başkomutanı.

 

 

“Benim üzüntüm, bu adamla tanışmak hususundaki şiddetli arzumun gerçekleşmesine artık imkan kalmamış olmasıdır.

Sovyet Rusya Hariciye Nazırı Litvinof ile görüşürken kendisine onun fikrince bütün Avrupa'nın en kıymetli ve en ziyade dikkate değer devlet adamının kim olduğunu sordum. Bana Avrupa'nın en kıymetli devlet adamının Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal olduğunu söyledi.

 

Franklin Delano ROOSEVELT, 2.Dünya Savaşı ve öncesinde 4 dönem A.B.D. Başkanı, çok sevilmişti, daha sonra kanun değişti, artık kimse 2 dönemden fazla başkan olamaz.”

 

Büyük Önder’in vefatı üzerine, tanınmış şairler yaslarını kelimelere döktüler. Mesela hececi diye tanınan şair İbrahim Aleattin GÖVSA aruz sistemiyle güzel ve kelimelerle ölçünün uyumlu olduğu bir şiir yazdı:

 

ATAMIZI TAVAF

Bir milletin mealini söyler derin derin
Derya; önünde çırpınarak Dolmabahçe’nin
Gönlümde eski hatıralar, eyledim tavaf, …….


 

Cenaze töreninden sonra ise yine bir takım şiirler yazıldı. Mesela Orhan Seyfi ORHON, çok hoşa giden ve ünlenen şu şiiri yazdı:

 

GİDİYOR

Gidiyor, rast gelmez bir daha tarih eşine;
Gidiyor, onyedi milyon kişi takmış peşine

Gidiyor, onsuz olan kudreti sığmaz akla
Gidiyor, göğsünü çepeçevre saran bayrakla

Gidiyor, izleri üstünde birikmiş yaşlar;
Gidiyor, yerde kılıçlarla eğilmiş başlar.

Gidiyor, harbin o korkulu aslan yelesi
Gidiyor, sulhün ufuklarda yanan meş'alesi..

Yine bir devr açacakmış gibi en başta o var
Hıçkıran seste o var, sesiz akan yaşta o var

Siliyor, ruhunun ülviği fani etini,
Çiziyor ufka batan bir güneşin heybetini

Büyüyor, gökten inip toprağa yaklaştıkça;
Büyüyor, gitgide gözlerden uzaklaştıkça.  

Orhan Seyfi Orhon

 

 

Ünlü “ONUNCU YIL MARŞI” şairlerinden Ankara’lı Aşık Ömer adıyla şiirler yazan Atatürk hayranı Behçet Kemal ÇAĞLAR, cenaze merasimini Dolmabahçe Sarayından Ankara’daki geçici kabre kadar adım adım takip etti ve notlar aldı. Tören ve yol boyunca milletin gösterdiği saygı, sevgi ve yası bu notlarına kattı.

Cenaze yine Atatürk’ün 1 Temmuz 1927 de İstanbul’a geliş yolunu takip etti, ama tersinden ve biraz farklı olarak. Türk Bayrağına sarılı tabut, Dolmabahçe’den Sarayburnu’na kadar top arabasıyla getirildi. Burada Zafer Torpido botuna alındı. Moda açıklarında bekleyen Amiral Gemisi TCG Yavuz’a nakledildi. Bu gemi değişikliğinin sebebi Yavuz’un su altında fazla katı, yani derinliği olmasıdır. Yabancı ülkelerin temsilci olarak gönderdikleri savaş gemileri Yavuz’un yanından tören geçişi yaparak cenazeyi son kere selamladılar.

Resimler Sadece üyeler içindir!

Gemiler hareket edip İzmit’e doğru yola çıktılar. Burada da Yavuz alargada durup emanetini Zafer’e teslim etti. Zafer de bu gün artık olmayan bir iskeleye yanaşıp tabutu çıkardı. Akıllıca yapılmış ve düzgün işleyen bir mekanizma ile tabut oraya getirilmiş olan trenin vagonuna pencereden sokuldu ve salonda hazırlanan yere konuldu. Etrafına yine, Dolmabahçe sarayındaki ve gemilerdeki gibi yalınkılıç muhafızlar geçti. Bu muhafızlar, geçici kabre defnedilinceye kadar saygı nöbeti tuttular.

Resimler Sadece üyeler içindir!
Bu gün Yavuz Zırhlısı gibi, İzmit’teki iskele gibi, Zafer Torpidosu da yoktur.
Ancak bir maketi vardır.

 

İzmit’teki iskelenin bu gün mevcut olmaması da yelkencileri bazı bakımlardan yakından ilgilendirir. İskelenin iskeleti demirdi ve duruyordu. Bu gün müze olan TCG Gayret destroyeri (eski USS Eversole) ve TCG Hızır Reis (eski USS Gudgeon) denizaltısı Donanma tarafından düzenlenerek İzmit kentine verilmiş ve İzmit Yelken Kulübü önlerinde, hemen hemen bu iskelenin eski yerinde ***tan kara edilmişlerdir. 1960 ların sonunda Kocaeli Yelken Ajanı (İl Temsilcisi) olan Erdoğan Altun ve bugün adı İzmit’te bir parkın isminde yaşayan efsanevi İzmit Yelken Kulübü Başkanı, 17 Ağustos 1999 depreminde çok zamansızca kaybettiğimiz Sabri Yalım ve bazı arkadaşları, bu kulüp kurulurken, sulara dalıp iskelenin kalan parçalarını da çıkarıp, kulübe gelir temin etmişlerdir. Bunu her ikisinden de ayrı ayrı 1968 yazında dinlemiştim.

 

Yukarıdaki şiirler gibi yazıların tamamını bir arama motoru (mesela Google) yardımıyla İnternetten bulabilirsiniz.

 

Bir mail’den alıntılar:

 

“ (Cumhuriyetin ve Devrimlerin kendilerine emanet edildiği) Gençler nerede?

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün emaneti ortada, Emanet edilen gençler, yapmaları gerekenin farkında değilmiş gibi davranıyor, başka işlerle uğraşıyorlar.

Yüz yaşına gelmiş siyasetçiler ise hala ısrarlı. Etraflarında oluşan şakşakçılarından aldıkları güçle aynı bildik demeçleri veriyorlar. Her parti, bir sonraki parti başkanı aday adayını yetiştiremeyecek kadar yorgun.

Gençler ise memleket meseleleri ile vakit kaybetmek istemiyorlar, bir an önce köşeyi dönüp rahata kavuşmanın yolunu arıyorlar. Kimsenin adalet aramadığının göstergeleri de her konuda bol bol var, verilen yanlış ve adaletsiz kararlara karşı çıkılmıyor ve tepki gösterilmiyor.

Televizyonlar eğitecekleri ve gerçekleri gösterecekleri yerde, gençlere boyalı, sahte yaşamları gerçekmiş gibi sunuyorlar. Bir dönem gazetelerin arka sayfalarını süsleyen baldır bacak, şimdi abuk sabuk yarışma programlarının hostesliğini üstlenmiş. Bir zamanların çıplak figüranları ve dansözleri büyük sanatçı havalarındalar.

Kimse eğitimin faydasına inanmaz ve eğitim istemez durumda çünkü bol parayı eğitimsizler kazanabiliyor. Kanunlara uyulmayarak kazanılan servetler göz kamaştırıyor. Gıpta ediliyor. Dürüstler ilgi görmüyorlar. Yenilikçi fikirlere kapalıyız. Herkes güçlü siyasetçi istiyor. Tabi gücün gerektirdiği para ve unvanın kaynağı önemli değil, güçlü olsun yeter.

Demokrat, İnsancıl, Dürüst, Adil olması beklenmiyor. Güçlü olsun. Amerikan başkanının yanında süklüm püklüm oturup ezilmesin, kodumu oturtsun. Halk, değişim istese de aklına eskiden değişim isteyenlerin başına gelenleri hatırlayıp vazgeçiyor. Umutluyuz ama neye? O da bilinmiyor. Düzelir miyiz bilmiyoruz. Kahvelerde Ülkemizin gücünden bahsedip duruyoruz ama sınırlarımızın güvenliğini sağlayamaz durumdayız. Güçsüzlüğümüzden para kazanan ülkelerden medet umuyoruz.

Gençler ortaya çıksa artık iyi olacak. Emanete sahip çıksınlar ki, dinozorlardan ve karamsarlıktan kurtulabilelim.”

 

10. YIL MARŞI

Çıktık açık alınla on yılda her savaştan;
On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan.
Başta bütün dünyanın saydığı Başkumandan;
Demir ağlarla ördük Ana yurdu dört baştan.

Türk'üz Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperi,
Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde Türk ileri.

Bir hızla kötülüğü geriliği boğarız,
Karanlığın üstüne güneş gibi doğarız.

Türk'üz bütün başlardan üstün olan başlarız;
Tarihten önce vardık, tarihten sonra varız.

Türk'üz Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperi,
Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde Türk ileri.

Çizerek kanımızla öz yurdun haritasını,
Dindirdik memleketin yıllar süren yasını.
Bütünledik her yönden istiklâl kavgasını.
Bütün dünya öğrendi, Türklüğü saymasını.

Türk'üz Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperi,
Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde Türk ileri.

Örnektir milletlere açtığımız yeni iz;
İmtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kütleyiz;
Uyduk görüşte bilgiye, gidişte ülkeye biz;
Tersine dönse dünya yolumuzdan dönmeyiz.

Türk'üz Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperi,
Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde Türk ileri.

 

Sözler  :  Behçet Kemal ÇAĞLAR - Faruk Nafız ÇAMLIBEL 

Beste : Cemal Reşit REY, Mehter müziği ritmi kullanılmıştır.

 

Resimler Sadece üyeler içindir!  

 

Onuncu yıl nutku:

Türk Milleti!

Kurtuluş savaşına başladığımızın 15′inci yılındayız. Bugün cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır.

Kutlu olsun!

Bu anda büyük Türk milletinin bir ferdi olarak bu kutlu güne kavuşmanın en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.

 

Yurttaşlarım!

Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir. Bundaki muvaffakiyeti Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkarane yürümesine borçluyuz.

Fakat yaptıklarımızı asla kafi göremeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Milli kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.

Bunun için, bizce zaman ölçüsü geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir. Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur.

Çünkü Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir.

Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihi bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtri zekasını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, milli birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek milli ülkümüzdür. Türk milletine çok yaraşan bu ülkü, onu, bütün beşeriyete hakiki huzurun temini yolunda, kendine düşen medeni vazifeyi yapmakta, muvaffak kılacaktır.

 

Büyük Türk Milleti,

On beş yıldan beri giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vaadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiçbirinde, milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım.

Bugün, aynı iman ve katiyetle söylüyorum ki, milli ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin büyük millet olduğunu, bütün medeni alem, az zamanda bir kere daha tanıyacaktır. Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafıyla, atinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş doğacaktır.

 

Türk Milleti!

Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.

 

Ne mutlu Türküm diyene!

 

Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

Ankara, 29 Ekim 1933 


--------------------
İmzaBan

 
14.11.2010 21:01:58
                                        

Reklam Botu


     

Foruma Açılan son 5 konu
Açan
Forum istatistikleri
HASAN HÜSEYİN ÖZTÜFEKÇİ VEFAT ETTİ..
onbasioglu
SAİME ÖZGÜR VEFAT ETTİ..
onbasioglu
İBRAHİM GÜRER VEFAT ETTİ..
onbasioglu
İFAGAT KORKMAZ VEFAT ETTİ..
onbasioglu
HAYRETTİN KELEŞ VEFAT ETTİ..
onbasioglu
Forumdaki 8 Kategoride 44 Forum var, Bu forumlara açılan 4262 Konuya 14047 Cevap yazıldı..
Üye :  Misafir : 1 Toplam : 1 Rekor :
Aktif Üyeler Aktif üye yok..
Genel Sorumlu - Yönetici - Forum Yöneticisi - Editör
Sitede aktif : 1
İyiki Doğdunuz Nice yıllara.. » kaptankley22 , » erdem_mat , 
» Bugün Giriş Yapan Üyeler : 0

Bu Sitedeki Yazı ve Resimler İzinsiz Kullanılamaz Her Hakkı Saklıdır.2004© Copyright Yesilyurt Web Te@m
Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi/kuruma ait olacaktır. yesilyurtunsesi.com sitesinde yayınlanan materyaller kişilere aittir. yesilyurtunsesi.com ile bir ilgisi yoktur. yesilyurtunsesi.com sadece materyallerin yayınlanmasına müsaade eder. Bu Site MSAJANS Sponsorluğu ve YEŞİLYURT BİLGİSAYAR'ın Teknik Desteğiyle Yayınlanmaktadır.
Aspsitem
Bu sayfa: 1,02 saniyede yorumlandı.