8 Mart Dünya Kadınlar Günü' Kutlanıyor

8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeni ile 8 Mart Demokratik Kadın Platformu, tarafından organize edilen kutlama töreni Eğitim-Sen binası önünde oluşturulan kortej TEKEL Fabrikasına kadar yürüdü.

TEKEL Fabrikası önünde 8 Mart Demokratik Kadın Platformu adına konuşma yapan KESK Dönem Sözcüsü Eğitim Sen Kadın Sekreteri Nural KIZILDAĞ yaptığı konuşmada;
Bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, New Yorklu dokuma işçisi kadınların tutuşan bedenleriyle, 151 yıl öteden, bizlere ilettikleri; eşitlik ve adalet talepleri bugünde olanca yakıcılığı ile ortada duruyor. Kapitalizmin insanlık dışı sömürü düzeni; oy hakkı ve iş saatlerinin azaltılması için mücadele eden 129 dokuma işçisi kadını katlederek susturmaya çalışmıştır. Bu direniş tüm dünya kadınlarına yeni bir kapı açmıştır. Bu kapıdan geçerek özgürlüğe doğru adım atan kadınlar; cinsel, sınıfsal, ulusal sömürüye karşı mücadele bayrağını 151 yıldır dalgalandırmaya devam ediyor.
New Yorklu kadın dokuma işçilerini, Ceylanpınar'da, Bursa'da, Davut paşa'da yaşamını yitiren, töre cinayetlerine kurban edilen tüm emekçi kadınlarımızı saygıyla anıyoruz.
Kadınlar Novemed'de direnişlerini zaferle taçlandırdılar. Telekomda hakları için, mücadeledeki yerlerini alarak kazandılar. Tekelde işçi kadınlar; özelleştirmeye, yağmaya karşı direniyorlar. Bizlerde bu 8 Martta; işini, ekmeğini, geleceğini ve örgütlenme hakkını savunmak için, direnişte olan Tekel işçileriyle dayanışma bilincini ve eylemliliği yükseltmek için buradayız.
Nüfusun yarısını oluşturan biz kadınlar, dünyanın her yerinde çalışıyoruz, üretiyoruz, maddi-manevi değerlerin yaratılmasında yer alıyoruz.
Yeryüzündeki işlerin büyük bölümünü bizler yapıyoruz ama emeklerimiz görülmüyor, zenginliklerin çok azına kadınlar sahip. Aile içinde harcanan emek ve yapılan işler cinsiyetlerinin doğal uzantısı olarak görülüyor. Buda emeğine değer verilmeyen kadının, çalışma yaşamına hep bir adım geride başlamasına neden oluyor. Kadınların ezilmesinde ve sömürülmesinde ataerkilik ve kapitalist sömürü, işbirliği halindedir. Birisinin güçsüzleştirdiğini diğeri daha çok sömürüyor.
Kadınlar, küresel kapitalizmin, yedek sanayi ordusunu oluşturuyor. En çok kadınlar işsiz kalıyor. Daha örgütsüz ve daha kötü koşullardaki işlerde, daha düşük ücretle çalışıyorlar. İşten on kolay kadınlar çıkarılıyor. Sendikalar en az onlara ulaşıyor.
Dünya hakları ve emekçiler yoksullaşıyor, yoksulluk kadınlaşıyor. Ekonomiler büyüyor ama istihdam daralıyor. Eğitim ve sağlık, birer hak olmaktan çıkartılıyor ve güvencesizleştiriliyor. Eğitim, sağlık, insanca yaşama, geleceğe güvenle bakma hakkını yoksullar ve emekçiler yitiriyor, onların içindede en çok kadınlar yitiriyor.
Dünya genelinde dinsel tutuculuk, milliyetçilik ve savaşlar bütün toplumsal kesimlerde verdiği zararın yanısıra kadınların yaşamını ayrıca çekilmez hale getiriliyor. Türkiye'nin gündemini kilitleyen türban tartışmasında olduğu gibi, siyasal çatışmalar kadınların bedenleri üzerinden yürütülüyor. Milliyetçilik, kadınların bedenlerini savaş alanına çeviriyor ve savaşlar kadınların her dilden yaktıkları ağıtları çoğaltıyor.
Kadın istihdamının en yüksek olduğu kamuda dahi, çalışan kadınların büyük bölümü, alt kademelerde, düşük statülü işlerde yığılmışlardır. Kamuda, her yüz yöneticiden sadece biri kadındır. Kamunun tasfiyesini ve istihdamı esnekleştirmeyi hatta kazanılmış hakları geri almayı hedefleyen “Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası, Personel Rejimi Yasa Tasarıları” bu tablonun daha da bozulmasına yol açacaktır.
Türkiye'de artan muhafazakârlık, kadınların hak ve özgürlüklerini tehdit ediyor. Siyasal çatışmaların sembolüne dönüştürülen türban/başörtüsü konusu, Ülkeyi de yeni bir kutuplaşma ve gerilimin eşiğine getirmiştir. Gelişen milliyetçilik, ataerkil nefret kültürü ile birlikte, şiddeti gündelik hayat içinde de yaygınlaştırıyor.

Kürt sorunun inkâr, imha ve şiddet politikalarıyla çözülmeyeceği açıktır. Bu sorunun çözümsüzlüğü anaların yüreklerini yakmaya devam edecektir.
Kadınların yarısını toplumsal yaşamın dışında örgütsüz bırakmayı hedefleyen bu sistem baskıya zulme ve eşitsizliğe karşı mücadelede öne çıkan kadınları cezaevlerine atarak şiddetin en ağır biçimine maruz bırakıyor.
Emeği, barışı, özgürlüğü ve eşitliği savunan kadınlar olarak tüm bunlara hayır diyoruz. Ataerkilliğe, eşitsizliğe, kapitalist sömürüye, milliyetçiliğe ve emperyalist savaşlara son! Halkların barış içinde eşit ve özgürce yaşamasını istiyoruz.
Kaynak = Malatyaguncel.com


Haberin kaynağı : http://www.yesilyurtunsesi.com
Yesilyurtunsesi.com (Yeşilyurt / MALATYA)